Düşünce ve inanç

Düşüncenin dehlizlerinde yapayalnız hissederken; kendine arkadaşlar edinmek/yaratmak.
“Tek başına çok güçsüzüm” diye inleyen aciz insan aklının sessiz çığlıdır bu.
Öyle başlar; çok güvenir ve ilahlaştırırsa aklını insan, aklının giderek flulaştığı o sokaklarda, sağlam bir kulpu yoksa eğer, tutunamaz da hiçbir şeye yuvarlanır uçurumlardan aşağıya.

Tam da yuvarlanırken ve ayağını basıp da duracağı bir zemini yokken insanın; bir gerçeklik kırılması yaşanır.
Bilindik mekan ve zaman tasavvurunun gerçeklik diye üzerine yığdığı hiçbir şey, yetmez insana.
O başka bir “dünya”da, bambaşka biridir artık.
Jean Paul Sartre yengeçlerden arkadaşlar edinmişti kendisine. Nereye gitse onunla birlikte hareket eden yengeçler görürmüş etrafında.

Belki sahte diye düşünecek kimi zaman, belki emin olacak yarattığı şeyin gerçekliğinden.
“İnsan yanılır”ın en sahici durağıdır burası. Yanılmış da olabilir, yanılmamış da. Tam bir muamma.
Düşüncenin durağanlaşmaması ve devamlı hareket halinde olması için elzem olan şüphe, canını acıtır insanın.

Düşüncenin o bazen dar, bazen geniş, bazen derin, bazen de yüksek katmanlarındaki o sanrı halinde,
hem korku, hem de umut, varlığını bütün gücüyle, zamanda sanki bir patlama yaparcasına hissettirir.

İşte inanç; tam olarak bu anlarda zuhur eder. Yani inanç tam olarak bir an meselesidir.
Umudu yok sayıp korkunun tek başınalığında yeni şeylere kapatmaz ve duraklatmazken insanı, korkuyu tamamen göz ardı edip, çok kontrolsüz bir güç ile de sahte bir özgürlük kapısı aralamasına mani olur.
İşte inanç; korku ve umut arasındaki o muhteşem dengeyi gözetir ve uçlara savrulup da aşırılığa kaçmana ve kaybolmana engel olur.

“İnancı olan kişi asla kaybolmaz, küçük meleğim.
Barış içinde olan kişi yolunu kaybetmez.”

Bab’aziz.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Akıl} {An} {Bab’aziz} {Denge} {Düşünce} {Gerçek} {İnanç} {İnsan} {Jean Paul Sartre} {Korku} {Özgürlük} {Sahte} {Şüphe} {Umut}

Bu Ülke – Cemil Meriç

Hiçbir zafer umulanı getirmez, hiçbir bozgun mutlak değildir.

Cemil Meriç’in doğu-batı mevzusu, sağ-sol çatışması gibi mevzulara değindiği kitabı. Cemil Meriç kitabında Türkiye’deki edebiyat ve siyaset dünyasını, doğunun fikir alemini ve önemli düşünce insanlarını ele almaktadır.

Vikipedi

Kategori: Genel Edebiyat

Etiket: {Bozgun} {Bu Ülke} {Cemil Meriç} {Düşünce} {Fikir} {Mutlak} {Zafer}

Ateşiniz var mı?

Karanlık hiç bu denli boğucu olmamıştı. Dakikalar önce rahatsız edici yüksek ses frekansından kendi isteği dışında kurtulmuş, bu sefer sessizliğe yakalanmıştı. Çıt yoktu. Ya da ses oluyordu da o mu duymuyordu henüz tam olarak bunun cevabını bilmiyordu. Hatırlayabileceği kadarıyla en başına gidip, şu an bulunduğu durum ile ilgili hafızasını yoklamaya çalıştı. Karanlığın ve sessizliğin rahatsızlığı üzerine, hafızasının işlevsizliği de eklenmişti. Olayın en başına gitmeyi zorunlu olarak bıraktı. Şu an içinde bulunduğu durum ile ilgili hafızasının ona yardım edemeyeceğini anlamıştı. En azından bunu anlayabilme ve düşünebilme yetileri çalışıyordu.
Onun için şu an elinde ne var onları ortaya dökmekte fayda vardı: Gözünü kapattığında daha da karanlık olduğuna göre, gözleriyle ilgili bir sıkıntı yoktu. Ortam karanlıktı ona emin olmuştu.
Bağırmak istediyse de vazgeçti, onun yerine bir iki şey çıktı ağzından. Duyma ve konuşmada da bir sıkıntı yoktu.
En başında yenik başladığı durum yavaş yavaş umut var eden ataklara dönüşüyordu.
Sigarası olsa tereddütsüz yakardı. Ama bi dakka. Sigarası olmalıydı. Sigara içtiğini ve hatta sabah ne giydiğini bile hatırlıyordu.
Hafızası içinde bulunduğu duruma neden olan şok ile birlikte kısa süreli gitmiş olmalıydı.
Sağ elini, pantolunun sağ cebine attığında ve sigara eline temas ettiğinde adeta çifte mutluluk yaşayacaktı ki, son içtiği sigarayı yakmak için çakmağı başkasından istediğini hatırlamıştı.
“Gelmişine geçmişine” sövmenin faydası olmayacağını bilse de, o çoktan sövmüştü bile.
Bu arada yeni durumda, oyuna başkaları da katılmıştı.
Hafızasının en son kaydettiği görseli çekip üzerine düşünmeye başladı. Bi’şey çıkmadı. Daha önceden tanıdığı biri değildi.
“Hay senin sıfatına” diyecek oldu ama adamın kendisine bi zararı olmamış hatta çakmağıyla fayda sağlayan, isimsizler listesine adını yazdırmıştı.
“Hayat ne garip gemiler falan”dan sonra, bu mevzu da literatüre girmeliydi: Muhtemelen hayatta bir daha hiç karşılaşmayacağın insanlarla sadece sigaranı yakmak için kısa ve net bir diyalog süreci:
– Ateşiniz var mı?
– Var
– Teşekkür ederim.

Ah. Keşke bütün mevzular bu kadar basit ve iki tarafı da yormayacak şekilde sonuçlansaydı.

Yine savruldu. İçine çektiği bu koku ona hiç de yabancı değildi. Düşüncelerine eşlik eden hislerinin yardımıyla, hafızası kendini toplamaya başlıyordu.

Hayatın ana ve ara sokakları. Kaybolmaktan çekinmeyenlerin çoğu zaman tek başına yürüdüğü, ana sokakların ışıltısından ve sesinden muzdarip ara sokaklar.
Çoğuna göre renksiz ama kimine göre ruhsuz kalabalığın hiç olmadığı kadar hayata ruh katan yollar diyarı.
Hem soyut hem somut gerçeklik.
Soyut halini düşünürken, somut olanı hafızası olağanca gücüyle önüne sermişti.

Karanlık ve sessiz ara sokakların birinde yürürken, rahatsız edici bir şekilde “Hırsızzz, yakalayın” bağırtısı hemen yanında yapılmış, bu yüksek ses onu son derece rahatsız etmişti.
En son hatırladığı dikey pozisyonu buydu. Hafızası hemen ardından hislerini tetikledi ve ensesindeki ağrıyı hissetti. “Bir darbe almış olmalıyım” diye düşündü.
Yanılmıyordu. Öyle olmuştu.

Bu kısa zaman diliminde, yakındaki bir karakol odasında, yarı baygın yarı uyanık halde yatmıştı.

O rahatsız edici ses tonu bu sefer onu yere sermemiş ayağa kaldırmıştı. Kadının biri diğer odada “Hırsızlar” diye 2 kişiye avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
Kulağından sonra içinde bulunduğu şaşkınlığa gözleri de katkı sağladı. Hafızasındaki son görsel “Hırsızlar” ithamı ile kadının mutlak galibi olduğu maçta adeta yerlerde sürünüyordu.

Komiserin, şikayetçi misiniz sorusunu çok da umursamadan, gözlerini adama çevirip: Çakmağınızı alabilir miyim dedi.
Bu sefer teşekkür etmedi.

Ah. Keşke bütün mevzular bu kadar basit olsaydı.
Ama değildi.
Hayat insanı yoruyordu ve ara sokaklara sapmanın illaki bir bedeli vardı.

Kategori: Genel Hikaye

Etiket: {Adam} {Ateş} {Bedel} {Çakmak} {Düşünce} {Hafıza} {Hayat} {Hırsız} {İnsan} {Karanlık} {Komiser} {Ortam} {Ruh} {Ses} {Sigara} {Sokak} {Somut} {Soyut} {Şok} {Teşekkür} {Umut} {Yeti} {Zaman}

Seçimin kaybedeni

Sistemin içinde, sistemin tekerine çomak sokmayacak asilikleri vardı Nedret’in.
Sistem ondan razı, o sistemden razıydı nitekim. Direksiyon başında uzun süre oturmaktan pastırmaya dönmüş götü kaşındı bir an. Sadece o aralıklarda götüyle koltuğun teması kesiliyor ve bundan son derece rahatsız oluyordu. Bu sefer, “Nedret abiii yine 5 dakika taktın” diyen kahyayla yüz göz olmadı. Aslında, Nedret’in en çok sevdiği şeylerden biri dakikalarca kahyayla ateşli tartışmalarıydı. Ama onun aklı olasılıklar üzerine hesap yapmakla meşguldü. Yarın katılacağı etkinlikte, alanında tek olmak istiyordu. Geçen sefer bu zaferi elde etmiş, doyasıya kutlamıştı.
Kendi çapınca asiydi Nedret. 1 kişi ile bile aynı partiye damga basma düşüncesi ona zül geliyordu. Başka sandıklarda, onunla aynı seçimi yapanlar umurunda da değildi. O anca kendi oy kullanacağı sandıktan sorumluydu.
Böyle düşünüyordu.
Son seferini yaptı ve çalışmak üzere evine gitti Nedret.
Barajı geçme ihtimali olan partileri listesine almayı bile uygun görmemişti. Seçim barajı ile hiçbir sorunu olmamıştı Nedret’in. Hatta onun en büyük korkusu, barajın kalkması ve “Barajı geçemez” düşüncesiyle oy atılmayan partilere oy atılmasıydı. Böyle bir şey Nedret’in elde etmeye çalıştığı zaferin olasılığını düşürürdü. 1 hafta önce yaptığı mahalle yoklamasını hatırlamaya çalışıp hafızasını tazeledi. 2 parti arasında gidip geliyordu. Bugünden birisini seçmek istiyordu çünkü son anda atmayı düşündüğü köşeyi değiştirip penaltıyı kaçıran futbolcu durumuna düşmek istemiyordu. Kararını vermiş ve erkenden uyumuştu.

Sandıkların açılacağı saatte, oy kullandığı sandığın kapısında bekliyordu Nedret. Sandık görevlisi “At Yalanı Tutarsa Senindir Partisi”diyip pusulayı gösterirken, Nedret bir adım öne çıkıp oyuna sahip çıkarcasına kendini belli etti.

Son anda seçimin kaybedeni olmuştu Nedret. Son 3 pusula kala, aynı partinin adı ikinci defa okunurken, başından kaynar sular boşalmıştı sanki.
Hayata küsmüştü. Yenilmiş hissetti. Çünkü kendi çapınca bile asi olamamıştı Nedret.

Kategori: Genel Hikaye

Etiket: {Asi} {Baraj} {Düşünce} {Hayat} {Korku} {Mahalle} {Meşgul} {Olasılık} {Oy} {Parti} {Sandık} {Seçim} {Sistem} {Zafer}