Hayat kısa. Kuşlar uçuyor.

Her parçası isimlendirilmiş puzzle gibi bir dünya.
Her parçanın içi bayrak, marş, ideoloji ile doldurulmuş karmaşa.
Diğerleriyle sınırları bazen yamuk, bazen düz, bazen engebeli.
Her parça bazen kendi içinde parçalara bölünen.
Bazen de bir parçasının yerine yenisi konan. Bitti sanıldığında, en başa dönülen.
Puzzle bitmez.

Çünkü sadece içinden baktığında puzzle.
Dışından baktığında, sınırları olmayan, boşlukta dönen bir bütün.

Ne demiş Cemal Süreya:
“Hayat kısa.
Kuşlar uçuyor.”

Hayat kısa anladık da,
sınır, bayrak, marş, ideoloji… esaretinden kurtulup bir türlü uçamadık.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Bayrak} {Boşluk} {Cemal Süreya} {Dünya} {Esaret} {Hayat} {İdeoloji} {Marş} {Puzzle} {Sınır}

Mahatma Gandi

Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun.

Mohandas Karamçand Gandi (2 Ekim 1869 – 30 Ocak 1948), Hindistan ve Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri. Görüşleri Gandizm olarak anılır. Gerçek ve kötülüğe karşı aktif ama şiddet unsuru içermeyen direniş ile ilgili olan Satyagraha felsefesinin öncüsüdür.

Vikipedi

Kategori: Genel Görsel Siyah-Beyaz

Etiket: {Dünya} {Felsefe} {Gerçek} {Hindistan} {Lider} {Mahatma Gandi}

Yaşam

Parantez içiydi yaşam.
Öncesi ve sonrası her daim soru işareti.
Ederimiz ise anca bir nokta. Boşlukta dönen dünya misali.

Döngünün
bir ucu dün. Bir ucu yarın. Ne doğumunu bilir insan. Ne ölümünü.
Parantez içiydi yaşam.
Birbirine eklemlenmiş dünlerin sonu.
Birbirine eklemlenecek yarınların başlangıcı.
Bugün.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Bugün} {Dün} {Dünya} {Parantez} {Yarın} {Yaşam}

Andrey Tarkovski

Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.

Andrey Arsenyeviç Tarkovski (4 Nisan 1932 – 29 Aralık 1986), Rus film yönetmeni, yazar ve aktör. Sinema tarihinin önemli yönetmenlerinden biridir. Sergei Paradzhanov’la birlikte Glasnost öncesi kuşağın en iyi yönetmeni olarak kabul edilir. Şiirsel sinemanın önde gelen isimlerindendir.

Vikipedi

Kategori: Genel Görsel Siyah-Beyaz

Etiket: {Aktör} {Andrey Tarkovski} {Dünya} {Mükemmel} {Rus} {Sanat} {Sinema} {Yazar} {Yönetmen}

Nerde?

Profesör bu soruyu soran kişiyi, içinden bir gülümsemeyle “genç bir adam” diye yaftalayıp, onun üstüne basarak yükselecekken, sorunun ardından yaptığı iki cümlelik açıklama, bu kişiyi profesörün gözünde bambaşka bir rütbeye yükseltecek, profesör bu adama yukarıdan bakmayı bırak, karşıdan bakmaya bile razı olacaktı. Düşüşünü en azından bu seviyede tutmak için çırpınacaktı. Ve içindeki gülümseme neredeyse bir sıkıntıya dönüşecekti.

Profesör.
Çok prestijli okullarda okumuş olması ve “önemli” diye nitelendirdiği kişilerden oluşan çevresinin genişliği, kendince ona çoğu konuda söz sahibi olma hakkı veriyor ve yine anca kendince, artık çoğu şeyi kapsadığını bile düşünüyordu.

Hiç tanımadığı bu adamla yapacağı sohbetin konusunu belirlerken de, karşı tarafın soracağı soruların ya da verebileceği cevapların hepsini kapsadığını düşündüğünden olsa gerek, cümlesini bitirdiğinde, bu adama yukarıdan bakmaya devam edecekti. Ta ki bu adam, hem sorusuyla hem de sorusunun hemen arkasından gelen açıklamasıyla, profesörün ona belirlediği alandan çıkıncaya kadar.
Profesör kendi cümlesinin esiri olmuştu nerdeyse. Suskunluk bu yüzdendi. Oysa bu denli uzun süren bir suskunluk yaşamayalı uzunca bir süre olmuştu. Çok fazla tecrübesi vardı çünkü.
En sert tartışmalarda bile, karşısındakilere çok iyi argümanlar sunmuş olan bu adam, şimdi kendisinin bile şaşıracağı bir sessizliğe bürünmüştü.

Ah dedi profesör kendiyle cebelleşirken. Bildiklerimi ve öğrendiklerimi tekrar mı gözden geçireceğim, yürüdüğum yolları tekrar mı yürüyeceğim. En tepedeydim oysa, birçok şeyi kafamda çözmüştüm.
Çözememişti. Sadece çözdüğünü zannetmişti. Bunu anlamıştı. En azından bunu anlamıştı.

Dünya bile dönmeyi sürdürürken, insanın “oldum” deyip, dönmeyi bırakması, ne büyük kendini ve içinde bulunduğu gezegeni bilmezlik.

Çok önceleri “hiçbir şey bilmiyorum” diyen/diyebilen Batılı din adamlarına profesör ünvanı verilirmiş.
Şimdilerde ise “her şeyi biliyorum” diyenlere veriliyor bu ünvan.
“Her şeyi biliyorum” Ah. Ne büyük bir kibir.
🙂

Kategori: Genel Hikaye

Etiket: {Adam} {Argüman} {Cevap} {Dünya} {Genç} {Gezegen} {Kibir} {İnsan} {Okul} {Önemli} {Prestij} {Profesör} {Sohbet} {Soru} {Tecrübe} {Ünvan} {Yol}

Dijital dünya ve internet

Pentium 100 işlemcili pclerde, Microsoft Windows 95’in mavi ekranlarına az maruz kalmadığımız, 1.44 mb disketlerin veri saklama işlevini yerine getirdiği, cd okuyucuların her makinede olmayıp, lüks olduğu dönemler.
Icq seslerinin kulaklarımıza kazındığı, Mirc kanallarında admin olmanın en şaşalı ünvanlardan biri olduğu dijital çağ.

Birbirini hiç tanımayan insanların, uzaktaki “Kullanıcı”lara kendilerini takma isimlerle (Nickname) tanıttığı ve yüzlerce farklı kimlik yaratabildiği bir dünyanın kapısı olabildiğince aralanıyordu. İnsanların kendilerini istedikleri gibi gösterebildiği bu “Büyü” çoğu internet kullanıcısının kayıtsız kalamayacağı bir durum olarak günümüze kadar devam edecekti.

İnternetin sınırsız kapsama alanı içinde, firmalar da kendilerine yer bulabilecek ve kendilerini ifade etmek isteyen firmaların bu gereksinimleri, tasarımcısından, yazılımcısına kadar birçok yeni meslek grubunu yaratacak ve gün geçtikçe yaratmaya devam edecekti.

Çoğu internet kullanıcısının ilk mail hesaplarını aldığı ve dönemin en çok kullanılan arama motoru olan Yahoo’nun tahtı kendilerinden 3 sene sonra kurulan Google tarafından sarsılacak ve Google’ın devrim niteliğindeki bu darbesi ne geçici olacak ne de “Arama motoru” alanında sınırlı kalacaktı. Sadece internet kullanıcılarının değil, markaların da kendilerine kayıtsız kalamayacağı bir düzen inşa etmişler ve dev bir ekonomiye dönüşmüşlerdi.

Dijital çağın ikinci büyük devrimi, sosyal paylaşım sitesi olan Facebook tarafından gerçekleştirildi. Bugün dünya çapında 1 milyardan fazla kullanıcısı bulunan Facebook aynı zamanda bazı kaynaklara göre dünyanın en fazla ziyaret edilen sitesidir. (Google ve Facebook 1. ve 2. sırayı aralarında paylaşıyor.)
Facebook’un kapıyı araladığı ve arkasından Twitter, Instagram gibi markaların girdiği bu yeni düzen aynı zamanda kendi medyasını da yarattı: Sosyal medya.
Yeni alanlar yine yeni meslek grupları yarattı.

Yukarıda adını andıklarımızla ve uluslararası hizmet veren birçok mecranın yerli kopyalarıyla birlikte bu dünya olabildiğince genişledi ve genişlemeye devam ediyor.

Basılı yayın, radyo ve televizyon reklamlarından sonra, birçok markanın artık kayıtsız kalamayacağı internet reklamcılığı da gün geçtikçe daha da değer kazanmakta ve her an yeni şekillerde karşımıza çıkmakta.

Kısaca.
Yaklaşık 20 seneyi kapsayan ve oldukça hızlı değişip, gelişen bu dijital çağ her an yeni şeyler söylemeye devam edecektir.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Admin} {Çağ} {Dijital} {Dünya} {Facebook} {Firma} {Google} {Icq} {Instagram} {İnsan} {İnternet} {Kimlik} {Kullanıcı} {Mail} {Marka} {Meslek} {Mirc} {Microsoft} {Nickname} {Radyo} {Reklam} {Sosyal medya} {Televizyon} {Twitter} {Uluslararası} {Windows} {Yahoo} {Yeni}

Simyacı – Paulo Coelho

— Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?
— Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.
— Bir hain olsa da mı?
— İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramaycaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.

Simyacı (özgün adı O Alquimista), Brezilyalı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho’nun, yayınladığı 1988 yılından bu yana dünyayı birbirine katan, eleştirmenler tarafından bir fenomen olarak değerlendirilen üçüncü romanıdır.

Vikipedi

Kategori: Genel Edebiyat Roman

Etiket: {Darbe} {Dünya} {Düş} {Eleştirmen} {Fenomen} {Hayat} {Hain} {İhanet} {Paulo Coelho} {Simyacı} {Yazar} {Yürek}

Bertrand Russell

Sevgi akıllıcadır/bilgeliktir, nefret aptalcadır. Giderek birbiriyle daha yakından bağlantılanan bu dünyada, birbirimizi hoş görmeyi öğrenmek zorundayız. Bazı insanların bizim hoşumuza gitmeyen şeyler söylediği gerçeğine tahammül etmeyi öğrenmek zorundayız. Yalnızca bu şekilde birlikte yaşayabiliriz, ve birlikte ölmek yerine birlikte yaşayacaksak bir tür yardımlaşma ve bir tür hoşgörüyü öğrenmeliyiz, ki bu yardımlaşma ve hoşgörü bu gezegen üzerindeki insan yaşamının devamı için kesinlikle hayati bir önem taşıyor.

Bertrand Arthur William Russell, 3. Earl Russell (18 Mayıs 1872 – 2 Şubat 1970)
Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi, toplumsal eleştirmen.

Vikipedi

Kategori: Genel Söz/Düşünce

Etiket: {Bertrand Russell} {Bilge} {Dünya} {Eleştirmen} {Filozof} {Gezegen} {Hoşgörü} {İnsan} {İnsanlar} {Matematikçi} {Nefret} {Sevgi} {Tahammül} {Tarihçi}