Kurtlar sofrası

Baba, tam cahilliklerini (aslında sonradan anlayacağı üzere cahilliğini) olumlu bir şeye dönüştürüp, hanımıyla sayıca üstün olacakları “demokrasi” modeline geçeceklerken; kadının cevabıyla adeta kapı dışında kalıyor.
Adamın cehalet kutsaması bir nevi “demokrasi” getirecekken, tabiri caizse, elde kalan kapının kulbu oluyor.

Kadın da, adam çok şiddetli bir depreme maruz kalmasın diye, “kızma” diyerek, bir artçı depremle onu hazırlamakta.

Velet zaten zehir. Adam, veletle olası bir iktidar mücadelesine girmemeyi en başından kabul de etmiş.
Ama bu yeni durumda; ortam tamamen kurtlar sofrası.
Adamın işi çok zor ama bir ışık var çünkü en azından durumun farkında.

Kategori: Genel Görsel Foto-Yorum

Etiket: {Adam} {Demokrasi} {Kadın} {Karikatür}

Muhammed

Hira yolculuğunda hep yalnızdı.
Belki de; hiç kimse onun kadar yalnızlığa yükselmemişti.
Son olmakla lütuflandırıldı.

Son peygamber hakkında çokça yazıldı.
Muhammed bile-isteye mi görmezden gelindi?

Muhammed. Önce insan.
Mekke’nin kalabalığına, gürültüsüne, eğlencesine, toplumun mevcut inancına Lâ yani hayır diyebilmiş ve Hira’ya yani kendine hicret etmiş bir insan.
Sonra Allah’ın elçisi.

İlk emirle birlikte, belki de; insan zihninin sınırlarını altüst edecek bir korkunun her şeyi sarsan o dehşeti.
Örtüye bürünmüştü o da.
Ne vakit korktuğunda başını okşayacak anne ve baba şefkatinden yoksun, Hira’nın yetim ve öksüz çocuğu. Muhammed.
Şairin dediği gibi:”Kavrayamam haller içinde halim”in en tepe noktası.
Gelen neydi, neyi “oku”yacaktı?
Hiç düşündün mü, Muhammed’in o çaresizliğini. Muhtemelen kendi kendine “deliriyor muyum acaba” diye düşünüyor olabileceğini.

Muhammed’in sarığını ve cübbesini değil de, içindeki insanın mücadelesini üzerine giydin mi hiç?

Ateşin en çok düştüğü yerdeyiz biz şimdi.
Nicedir bu toplumun çoğunluğunu oluşturan müslümanlar olarak, nice kaybedişler yaşıyoruz.

Kalabalıklara aldanma sakın. Çoklukla övünmek, şeytanın pazarladığı sinsice bir tuzak.
Sayılar değil değerli olan.

Önce insan.
Muhammed’in içinde yeşerttiği insanı anlamadan, her Allah ve din tasavvuru, sakat çocuklara gebe kalmaya mahkum.

Kendinle mücadele etmek; bir seçim değil zorunluluk.
Sadece kalabalıklara ait olarak, yeniden şekillenen dünyaya ayak uydurulamayacak.
Zeminini sağlam kılmadığın inancın; gelmekte olan rüzgarlarla savrulacak. Yerle bir olup, yıkılacak.

Muhammed’i yani insanını anlayabildiğin kadar anla, kavrayabildiğin kadar kavra vakti bu şimdi; kapıları sizin için açacağını söyleyen dolandırıcılara aldanmadan.

Kendini kendi devrimiyle ensesinden yakalamalı insan.
Arşın sahibi; alemlere sığmaz da, Lâ süpürgesiyle temizlenen gönüllere sığar.

Ve ilahi vahiy; insana gözyaşında tecelli etmeye muktedir.

Muhammed.
Önce insan.
Yani sen. İçindeki “ben”.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Alem} {Arş} {Ben} {Gözyaşı} {Dehşet} {Devrim} {Gözyaşı} {Hira} {İnsan} {Kalabalık} {Muhammed} {Mücadele} {Tuzak} {Yalnız} {Zihin}

Kader

Bir otobüs geçer yetişmekte olacağın. Olur bazen. Olmaz yani, yetişemezsin. Bağırırsın, gördüğü halde durmazsa şoför küfür edersin belki içinden. Sonra kendine kadar gidersin. “Biraz daha erken çıksaydım evden, biraz daha hızlı yürüseydim…” Bir hesaplaşma hali yani. Kendinle yüzleşmeye kadar götürürse seni, o da iyi.
Çünkü bazen elindeki taşı kendinden başka herkese fırlatırsın. Kendinden başka herkesi suçlarsın. Yargılarsın. Sadece kendine dokun(a)mazsın. Bu kötüdür oysa. Kendinle yüzleşememek vakitlerini kaçırdığı her an, biraz daha öteler insan kendini keşfetme yolculuğunu.

Ya da; yetişmemen gerekiyordur belki. O otobüsün içinde olmaman gerekiyordur. Kendin dahil kimse suçlu değildir. Kimse haklı, kimse haksız değildir ya da. Haklı ve haksız kavgalarından sıyrıldığında insan; olgunlaşmaz mı her seferinde daha da fazla. Ne fark eder haklı olsan. Ya da haksız olsan. Olmuştur, bitmiştir. Geçmişe takılıp kalmamalı, acının o en derinlerdeki hazzından sıyrılmalı insan. Ya da bir zafer sarhoşluğuna kaptırmamalı kendini. Yetişmekte olacağı otobüsü bile kaçırırken insan bazen; kazanmak, hedef, amaç, plan, program… gibi çok keskin çizgiler, Tanrı’yı oldukça fazla güldürüyor olmalı.

“Hiçbir şey yapmayalım o zaman” kaderciliği değildir bu. Bir kabuldür. Teslim olmaktır. İstediğin başrolü oynayamazsın her zaman. “Senaryo” senin dışında gerçekleşir çoğu zaman ve sen en iyi şekilde “oynamak” ile sorumlusundur sadece. Nedir sana yol gösterecek olan peki? Kopya da çekemezsin, taklit de edemezsin.
Kendini kendi samimiyetinde yakalamalı insan. Doğru ve yanlışın, gerçek ve sahtenin birbirine yapıştığı zaman aralıklarında; insanın elindeki tek meşale samimiyettir. Onu besleyen ve her daim diri tutan ise, gözyaşları. Ve en derinden gelen o gözyaşları senin yolunu belli eder. Çünkü ateşler sarar bazen içinde bulunduğun sahneyi ve kimse senin için söndür(e)mez o ateşi. Ya yanarsın yandıkça o ateşin içinde ya da o yangını söndürecek tek şey olan en sahici gözyaşların dökülür ve yoluna ancak öyle devam edersin.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Ateş} {Doğru} {Gerçek} {Gözyaşı} {Kader} {Kötü} {Sahte} {Samimiyet} {Senaryo} {Yangın} {Yanlış} {Yargı} {Yol}

Hayat kısa. Kuşlar uçuyor.

Her parçası isimlendirilmiş puzzle gibi bir dünya.
Her parçanın içi bayrak, marş, ideoloji ile doldurulmuş karmaşa.
Diğerleriyle sınırları bazen yamuk, bazen düz, bazen engebeli.
Her parça bazen kendi içinde parçalara bölünen.
Bazen de bir parçasının yerine yenisi konan. Bitti sanıldığında, en başa dönülen.
Puzzle bitmez.

Çünkü sadece içinden baktığında puzzle.
Dışından baktığında, sınırları olmayan, boşlukta dönen bir bütün.

Ne demiş Cemal Süreya:
“Hayat kısa.
Kuşlar uçuyor.”

Hayat kısa anladık da,
sınır, bayrak, marş, ideoloji… esaretinden kurtulup bir türlü uçamadık.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Bayrak} {Boşluk} {Cemal Süreya} {Dünya} {Esaret} {Hayat} {İdeoloji} {Marş} {Puzzle} {Sınır}

Düşünce ve inanç

Düşüncenin dehlizlerinde yapayalnız hissederken; kendine arkadaşlar edinmek/yaratmak.
“Tek başına çok güçsüzüm” diye inleyen aciz insan aklının sessiz çığlıdır bu.
Öyle başlar; çok güvenir ve ilahlaştırırsa aklını insan, aklının giderek flulaştığı o sokaklarda, sağlam bir kulpu yoksa eğer, tutunamaz da hiçbir şeye yuvarlanır uçurumlardan aşağıya.

Tam da yuvarlanırken ve ayağını basıp da duracağı bir zemini yokken insanın; bir gerçeklik kırılması yaşanır.
Bilindik mekan ve zaman tasavvurunun gerçeklik diye üzerine yığdığı hiçbir şey, yetmez insana.
O başka bir “dünya”da, bambaşka biridir artık.
Jean Paul Sartre yengeçlerden arkadaşlar edinmişti kendisine. Nereye gitse onunla birlikte hareket eden yengeçler görürmüş etrafında.

Belki sahte diye düşünecek kimi zaman, belki emin olacak yarattığı şeyin gerçekliğinden.
“İnsan yanılır”ın en sahici durağıdır burası. Yanılmış da olabilir, yanılmamış da. Tam bir muamma.
Düşüncenin durağanlaşmaması ve devamlı hareket halinde olması için elzem olan şüphe, canını acıtır insanın.

Düşüncenin o bazen dar, bazen geniş, bazen derin, bazen de yüksek katmanlarındaki o sanrı halinde,
hem korku, hem de umut, varlığını bütün gücüyle, zamanda sanki bir patlama yaparcasına hissettirir.

İşte inanç; tam olarak bu anlarda zuhur eder. Yani inanç tam olarak bir an meselesidir.
Umudu yok sayıp korkunun tek başınalığında yeni şeylere kapatmaz ve duraklatmazken insanı, korkuyu tamamen göz ardı edip, çok kontrolsüz bir güç ile de sahte bir özgürlük kapısı aralamasına mani olur.
İşte inanç; korku ve umut arasındaki o muhteşem dengeyi gözetir ve uçlara savrulup da aşırılığa kaçmana ve kaybolmana engel olur.

“İnancı olan kişi asla kaybolmaz, küçük meleğim.
Barış içinde olan kişi yolunu kaybetmez.”

Bab’aziz.

Kategori: Genel Yazı

Etiket: {Akıl} {An} {Bab’aziz} {Denge} {Düşünce} {Gerçek} {İnanç} {İnsan} {Jean Paul Sartre} {Korku} {Özgürlük} {Sahte} {Şüphe} {Umut}

Leonardo da Vinci

Küçük bir hakikat, büyük bir yalandan iyidir.

Leonardo di ser Piero da Vinci (15 Nisan 1452 – 2 Mayıs 1519) Rönesans döneminde yaşamış İtalyan hezârfen, döneminin önemli bir filozofu, astronomu, mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı, botanisti, jeoloğu, kartografı, yazarı ve ressamıdır.

Vikipedi

Kategori: Genel Söz/Düşünce

Etiket: {Filozof} {İtalyan} {Leonardo da Vinci} {Mimar} {Mühendis} {Ressam} {Rönesans} {Yazar}